Yeni bir ay, Yeni bir iş, Yeni bir Hayat…

Merhaba, 
Uzun zamandır  sancılı bir çalışma hayatı içerisindeydim. 
İnsanları zor anlarında terk etmek zor… Boşa kürek çeken insanların yanında beklemek daha da zor…
Sonunda yeni bir karar alıp, geçtiğimiz günlerde bir firma ile görüştüm. Görüşme çok şükür olumlu geçti. 
Doğru  olduğuna inandığım kararımı patronuma açıkladım.
Lafı ağzımda geveledikten sonra istifa etmek istediğimi açıkladım. 
Sanırım bu kararı bekliyordu ki, hiç şaşırmadı ve ‘peki’ dedi…

1 Nisan Pazartesi yeni iş yerimde işbaşı yapacağım. 
Nisan ayı benim için yeni bir başlangıç olacak, dilerim herkes için bereketli bir ay olur… 

Bloglovin Hesabım

Merhaba herkese,

Özellikle bloggerları ilgilendiren , okuduğumda nasıl yani dedirten haberi sizler de görmüşsünüzdür. 
Google Reader kapatılıyor, Temmuz ayında kullanamayacakmışız. 
Halbuki daha yeni yeni öğrenmeye başlamıştım. 
Mesela bazı arkadaşları gizli takip etmişim, hoş onun ne demek olduğunu da bilmiyorum =) Gizli takip nasıl oluyor, olunca ne oluyor??

Bir sabah Reader’ım bomboştu, nasıl sildim, nereye bastım da sildim, geri kurtarma yolları var mıydı? Teker teker tekrar boşuna mı ekledim…
Henüz bunları keşfedememişken kapanacak olduğunu okumak beni üzdü :/

Takip ettiğim bir kaç blog arkadaş, Bloglovin açmışlar. Kararsız kalmışken, en azından alışmak adına elimi çabuk tutmam gerektiğini düşündüm.

BlogLovin’de YeniGelinYeniHayat adındayım. Bilginize 😉
Dilerim ben keşfetmeye çalışırken burası da kapanmaz 🙂

Kalın Sağlıcakla  :* 

♥♥♥ Biri beni MİM’lemiş ♥♥♥

Değerli bir arkadaşım Çekik Gözlü Capon Paluğu blog sahibi beni Mim’lemiş.
Daha önce Mimlenmiş olmamı göz ardı edip ikinci mim yazımı yazıyorum.


Kendisine çok teşekkür ediyorum ♥♥♥

Soruları cevaplamadan önce bu mim olayını biraz araştırmak istedim. Tamam Mim’in amacını biliyoruz(öğrendik) ama neyin kısaltılmışı, ne manaya geliyor bunları da merak etmiyor değilim. 


Nedense ‘Mimledim seni’ denildiğinde aklıma kardeşimin beni anneme şikayet ettiği günler geliyor. 
Ben yapılmaması gereken bir şey yapardım, o da koşa koşa gider anneme söylerdi. 
Sonra gelir elini göğsünden aşağı doğru nispetle indirir ve ”ohhhh… ohhhh… anneme mimledim seni” derdi. 


Kimse beni anneme MİM’lemiyordur inşallah =))









Bir de aklıma Arapça’daki Mim harfi geliyor.


 Meğer Pandomim oyuncularına Mim deniyormuş…

En çok merak ettiğim ise MİM neyin kısaltılmışı, Türkçe mi yoksa yabancı bir cümlenin kısaltılmışı mı?
Yoksa sadece sözlükte de geçen anlamı <biten bir yazının altına konulan işaret> mi?

Bloglar arası gezinti sırasında Mim neyin kısaltılmışı diye okumuştum ama aradım taradım bulamadım.
Bulursam sizlere de aktaracağım 😉

Neyse Mim konusunu çözemesem de gelelim bizim Mim’e

Capon Paluğu derki;

*Kaç yaşındasın? Kaç yaşında olmak isterdin?
27’den gün alıyorum. Düşündüm de baya gün almışım, hatta 3 ay olmuş gün alalı =) (30a ne kalmış ki)
22-23 yaş dönemini çok sevmiştim. O yaşlar olabilir.

*Gerçekten dostum diyebileceğin birileri var mı hayatında?
Sanal dünyada var, ama gerçek hayatta dostum diye sarıldığım insanlar bana sarılamıyor 🙂

*Kindar mısın? Geçmişi unutmak kolay mı sence?
Kindar olmak geçmişteki yapılanları unutmayıp, intikam almak ise kindar değilim.
Ama geçmişi unutmak mümkün değil 😉 Yapılan iyiliği de unutmam, kötülüğü de…

*Uğrunda süründüğün bir erkek oldu mu? Ne zaman?
Evli barklı insana bu sorular sorulur mu kiiii =))
Sürünmedim ama epey uğraşmıştım (sonuç hüsran), lise zamanları 😉

*Asla affetmem dediğin kişiler var mı? Sana bunu ne dedirtir?
Doğrularıma ters düşen insanları çabuk silerim. Asla affetmeyeceğim derim ama gene de affederim… ”Asla” kelimesi ile başlıyor sanırım ondan 😉

*Ölümden korkuyor musun?
Ölümden korkmuyorum. Ama sonrasında bizi ne bekliyor, ibadetler tam mı, temiz kalplilik yetecek mi, gerçekten niyet mi önemli,  vaktim yoktu… şeytana uydum…  bu tarz bahaneler geçerli olacak mı? İşte bu kısmından korkuyorum :/

*İbadetlerini yapabildiğine inanıyor musun?
Pas geçme hakkımız var mıydı? :p Çalışmadığım yerlerden sormuşsun…
Cevabı tahmin edebiliyorsundur =(

*Kaç kilosun, kilondan memnun musun?
53,4 kiloyum. Rakamlardan memnunum ama göbeğimden memnun değilim.
O gitmediği sürece 40 kilo bile olsam memnunsuzluğum sürecek.

*En sevdiğin kitap ne? Neden?
En sevdiğim kitap denince aklıma ‘Fil ile Karınca’ geliyor. Kişisel gelişim kitaplarını sevmem ama bu çok farklı bir boyut katmış 😉 


*Şuanki ruh halini hangi şarkı anlatır?
Tam da bu =)

*Kendine dürüst olduğunda mutlu musun? Neden?

Kendime dürüst olmaya çalışıyorum, bu durumdan mutluluk duyuyorum.
Çünkü kendimi kandırırken etrafımdaki insanlara nasıl dürüst olabilirim ki 😉





Sorular için teşekkür ederim =)


Ben daha önce birilerini mimlediğim için mimlemeyeceğim 😉

Kavgamızın simgesi Kaktüsüm…

Sosyal medyada ‘ben mutluyum, ben çok eğleniyorum, ben çok sosyalim ‘ furyası almış başını gidiyor.
Kendimi ayırmıyorum. Bende bunların içinde olduğumun farkındayım ama engel olamıyorum 🙂 
Yaptığım yemeğin fotoğrafını çekmeden, gittiğim yerden bildirim yapmadan, mutluyken sosyal medyada paylaşmadan duramıyorum…
Etrafa herkes mutlu imajı veriyoruz, daha az renkli insanlar bunları takip edince kendilerini asosyal hissedip mutsuzluğa sürükleniyor…

fotoğraf; avazavaz dergisinden

Halbuki hiç mi boş boş oturmuyoruz? Hiç mi sıkılmaktan sıkılmıyoruz…

Neyse….

Bu yazımda eşimle kavga ettiğimiz günden hatıra kalan Kaktüs’üm ile ilgili olacak…

Evet kavga ettik…
Tabi bunu sosyal paylaşım sitelerinden kimselere duyurmadık 🙂

Aslında kavgamıza değinmek istemiyorum, devamındaki olaylar şuan bana komik geliyor, onlardan biraz bahsedeyim.

Genelde pireyi deve yapabilen biriyimdir. Gene pireyi deve yapmış olduğum bir gün…
Tartışıyor ve uzlaşmaya çalışıyoruz.
Eşim sorunun pire bile olmadığını iddia etmesiyle çantamı alıp dışarı çıkmam bir oldu. 
Ne ara ayakkabımı giydim, ne ara montumu giydim, ne ara sokağa çıktım anlayamadım. Güya annemin evine gidiyorum =))
Sokağa çıktığımda yüzüme çarpan rüzgar ile kendime geldim… Dışarıda fırtına varmış meğer, feribotlar kesin iptal (annemlerin evi ile aramızda deniz yolculuğu yapmam gerekiyor).

Ne yapayım direk eve gitmek de olmaz, önce biraz kafamı dağıtayım dedim. 
Mahalledeki bir milyoncuda 15 dakika kadar dolandım, mandal, terazi ve yeni halılarımın tüylerini toplamak için halı fırçası aldım çıktım.
Yolun üstünde bir lokantanın önünden geçerken kocaman bir kaktüs cinsi gördüm. Daha önceden bende var olan bu kaktüsten bir dal almak istedim, moralim bozuk ya kendimi motive etmeye çalışıyorum. Bir cesaret içeri girip rica ettim. 
Amca beni kırmadı ve bir dal verdi. Bir güzel de muhabbet ettik 🙂
Ben bu alışverişlerim sırasında eşim paniğe kapılıp feribot iskelesine gitmiş. Bilet almış feribotta tek tek beni aramış aramış ama bulamamış :))) 
Haspel kader bir arkadaşımızın aracılığıyla evimizde buluştuk. Sonuç olarak barıştık.

Günün hatırasa olarak kaktüsüm oldu =)
Her baktığımda feribotta beni arayışı gelecek aklıma =) Ya o anda feribot kalksa ne olacaktı 🙂 
Artık annemlere gider, biz kavga ettik kayınvalide, evi terkettim size geldim derdi :)))

Kaktüsün kocaman halini merak edenler için asortik-krep’i blogunda mevcut hali var 😉

Puf arıyorum

Evimizde orta büyüklükte bir odası var.Genelde o odada oturmayı düşündük ve  İkea’dan bir L koltuk aldık. Ama L koltukların sıkıntısını biliyorsunuz. Biri geldiğinde oturma yeri konusunda sıkıntılı oluyor. 
Berjer veya tekli koltuk almak istemedim, evin her yerini eşyalarla doldurup göz yormasını istemiyorum. 
Hem sıkış tıkış havası olmasın hem de göz yormasın. 
Berjeri elediğimize göre diğer seçenekleri düşünmeye başladım.

Büyük minder mi alsam veya diksem/diktirsem diye düşündüm.

Ama oda çok sıradan olacaktı. Diğer odalarım kadar şık ve modern olsun istiyorum. Minderi de eledim. 


Petibör Minder
Kendin yap konularında gezerken bu minderi gördüm ve bayıldım. Aklıma bunlardan bir kaç tane yaptırıp üstüste koyup sabitlemek geldi (hala yapmayı düşünmüyor değilim).
Daha sonra bir arkadaşım yapmayla uğraşmak yerine satın alma fikrini önerdi. Aramalarım sonucu bulamadım.Aslında piyasada çok puf modeli var ama ben farklı birşey istiyorum.
Aslında puf deyince akla çok farklı model geliyor. Armut puflar, tuvalet aynasının önüne puflar, minder tarzı puflar, klasik puf, çok spor puf……  off pufffff offff…

İnternette arattğım puf çeşitlerine bakarak ‘ne istemediğime‘ ulaştım.

Ayaklı ve klasik bir puf istemiyorum.


 

Sevimli olmalarına rağmen uzay çağında yaşamadığımıza göre bunlar da aradıklarım değil…



 Köşeli bir model de istemiyorum…
Ayıca istediğim an sağa sola taşıyabileceğim ağırlıkta ve yumuşaklıkta istiyorum…



 

İstikbal’de gördüğüm pufları da istemiyorum….


Değişik bir model olsun istiyorum ama bu kadar değil. 



Galiba bu üç modelde birşey arıyorum. 
Aslında biraz inceleyince içimden GÖRÜMCEM bana yapar diye geçiyriyorum. Acaba yapar mı?
Yaparsa sizlerle buradan  paylaşacağını düşünüyorum 😉

Aylar sonra ben bu puf/minder/koltuk sorunuma çözüm buldum. Bir adet minik berjeri aldım İKEA’dan. Yüzünü beğenmediğim için kapladım.
İşte onun kaplanış hikayesi  😉 Minik Berjer Koltuk Kaplamaca TIK TIK…



Hangi gün?

function disableselect(e){
return false
}
function reEnable(){
return true
}
//if IE4+
document.onselectstart=new Function (“return false”)
//if NS6
if (window.sidebar){
document.onmousedown=disableselect
document.onclick=reEnable
}

Bu aralar herşeyi erteliyorum…

Günün ilk saatlerinde alarmı erteleyerek başlıyorum,daha sonra

Giyimime özen göstermeyi…

Makyaj yapmayı, saçımı taramayı…

Bağcıklarımı bağlamayı… Herşeyi erteliyorum…

İş yerinde yapacaklarımı…

Sağlığım ile ilgilenmeyi…

Özlediğim insanları aramayı…

Konuşulması gereken meseleleri konuşmayı…

Yemek yemeyi, su içmeyi, diyet yapmayı,spor yapmayı…

Blog ile ilgilenmeyi, yazılarımı yazmayı, mesajlarımı cevaplamayı…  

Herşeyi erteliyorum…

En önemlisi tüm bunları hangi güne erteliyorum?

Bolu-Abant Gölüne Balayına Gidiyoruz…

Yeni bir aya girerken yeni bir hayata da başlangıç yaptık. Yeni
hayatımızın ilk tatilini de Bolu-Abant Gölünde yapmaya karar kıldık…

Otel seçmek, oda seçmek, rezervasyon yaptırmak ne de zor şeymiş meğer…
Bir yerde ben varsam eğer paratoner misali olay çekiyorum kendime =) bu
yolculuğumda  da aynen öyle oldu..

Servisten inip otobüse bineceğimiz yerde 15 dakika tuvalet sırası beklememe
rağmen gene de sıra bana gelmedi. Bir an aklıma “neden erkekler tuvaleti. 
boşken
kadınlar tuvaletini beklemek zorundayım” sorusu geldi. Hani kaçırmayacak olsam
sorun yok, ya otobüsü kaçıracağım ya da başka şeyi =))

Eşimin gözetiminde erkekler tuvaletinin boş olduğundan emin olup, daldım
tuvalete… Neyse ki kazasız belasız atlattık…




Meşakkatli başladığımız yolculuğumuzda koltuk arkası tvlerde kanal aramak
ve ses ayarı yapmaktan usanıp uykunun en can alıcı kısmına gelmiştim ki, bir
kaosun içinden gelen muavinin ”lastik patlamış” sesiyle irkildim.

Herkes bilir, işin içinde gelin-damat varsa ya makas kesmez, ya müzik
çalmaz, ya kapı açılmaz, ya arabanın benzini biter, bitmese de biter… 

Bu adet
nerden gelmişse, mobilyacı, beyaz eşyacı az soymuştur bir de biz soyalım
edasıyla herkes peşinizden koşar, siz kaçarsınız…

İrkildiğim sesin gerçekliğini ölçtükten sonra dudaklarımdan <yok
artık, burada da mı? Düğün bitti amaa> cümlesinin dökülmesine engel
olamadım. 

Gene soyulacağız sanmıştım.  
Meğer
gerçekten lastik patlamış =)



Yolculuk sırasında git git bitmeyen yolların, süresini bilmemekten kaynaklandığını
öğrendim…

Karlar içinde beklediğim Abant’ta  ise kar yerine soğuğu bizi bekliyordu…


Gerçekten bizi bekliyormuş ki dualarımızı geri çevirmeyen Rabbim Abant’ı
bize karlar içinde de gösterdi =)



ertesi sabah gözlerimizi açtığımızda etraf bembeyazdı 🙂




Karda yürür izimizi belli ederiz biz 🙂

Çok memnun kaldık, hem otelden hem kış balayımızdan, hem de Abant’tan…



Sadece kışın değil bence dört mevsim güzel bir yer Abant…


Kesinlikle tavsiye ederim…


Diğer gezi hikayelerim için tık tıkkk…. 

Merhaba,

بسم الله الرحمن الرحيم
Teknoloji ilerledikçe insanlar mutlu olamaz, tatmin olamaz hale geliyor.
mırc den msn’e, msn den facebook’a, skype’a , twiter’a, instagram’a… en son nokta (şimdilik) bloglara… 
Bir doyumsuzluktur almış başını gidiyor…
Böyle dediğime bakmayın, teknoloji doyumsuzluğunda bende varım. Blogtaki yerimi de almak istedim =) ve işte blogtayım…


Doyumsuzluk mu, gösterim-sergileme mi, paylaşmak mı… 
Bunun ayrımı sanırım kişiden kişiye değişiyor, kimi böbürlenmek amaçlı paylaşırken, kimi ben de yaptım deyip taktir bekler, kimi ise sadece paylaşmak için paylaşır…
Hem biz değilmiydik o küçücük ellerle yaptığımız ilk resmi buz dolabına asıp herkese göstermek isteyen…
Eve gelen misafirlere fotoğraf albümlerini çıkarıp bir bir gösteren…
İlkokulda yazdığımız şiirin panoya asılması için can atan biz değilmiydik?
Peki iş teknik derslerinde yaptıklarımızı sergilerde gösteren…
Biz tüm lise hayatımızı bir albüme sığdırmaya çalışan nesil değilmiyiz…


Belki sırf bu geleneği devam ettirmek içindir, belki de sizlerin onayını  takdirini almak içindir… 
Ne için tam bilmiyorum ama işte ben de buradayım =))

function disableselect(e){
return false
}
function reEnable(){
return true
}
//if IE4+
document.onselectstart=new Function (“return false”)
//if NS6
if (window.sidebar){
document.onmousedown=disableselect
document.onclick=reEnable
}